DERGİ sayı 101
Şimdi düşünme ve tartışma zamanı...
Düşlemek o kadar zor mu?
İstanbul Defterdarı Odamızı ziyaret etti
Bir yargılanma öyküsü
Tabela vergileri değişti
Dişhekimlerinin akupunktur uygulaması İdare Mahkemesi’ne takıldı
Bütçe Uygulama Talimatı yayımlandı
Bir yanlıştan dönüldü-2
Emek platformu hükümeti uyardı
ÇALIŞMA SAATLERİMİZ NETLEŞTİRİLDİ
İmplant uygulaması pratiği
İSKİ’NİN YÜKSEK SU BEDELLERİ HAKSIZ REKABETE YOL AÇIYOR
Yardımcı Personel Eğitimi
İstanbul tıbbi atık sempozyumu yapıldı
Sağlıklı Gülüşler Odası
IRAK DÜNYA MAHKEMESİ İSTANBUL'DA TOPLANDI
Savaşsız bir dünya için uluslararası buluşma
Aidatların son ödeme tarihi: 31 Mart
Dileriz hiç kullanmak zorunda kalmayız
‘Ben böyle bir kalitesizlik istemiyorum’
Dişhekimliğinde Klinik 16 yaşında
Türkiye’de ilaçta patent ve veri koruması’nın bugünü ve yarını
Bir sanatçı hekim: İHSAN ÜNLÜER
Kyoto Protokülü küresel ısınmanın önüne geçebilir mi?
Yapılan, yazılan, sahip çıkılan(!) tarih: ÇANAKKALE
Röntgen cihazı kullanımının incelikleri
Dişhekimi-hasta ilişkisinin davranışsal boyutu
Kök Hücre ve Dişhekimliğinde Kök Hücre Uygulamaları
Diş çekimi ve sonrası
Tıp etiği terimleri sözlüğü
‘Şiddetin tek bir türü yok’
Öjenol kokan kadınlar
Ağrısız dişim kaygısız başım
‘Dişhekimliği Tarihi’ Arşivimden
Tüberküloz dünyada halen ölümcül hastalıklar arasında
Don Kişot 400 yaşında
‘Türkler: Bin Yılın Yolculuğu 600 - 1600’
Dağcılık
Değişik mekanlar, değişik tatlar
Normal reçete kapsamındaki ilaçlar
Yeşil reçeteyle verilecek ilaçlar
Kırmızı reçeteyle verilecek ilaçlar
Samsun Dişhekimleri Odası 2. Kdz. Bahar Sempozyumu
Yeditepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Eğitim Kulübü Seminerleri
4. Ege Bölgesi Dişhekimleri Odaları Bilimsel Kongre ve Sergisi
İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi 1985 Yılı Mezunları Buluşuyor
Türk Periodontoloji Derneği 35. Bilimsel Kongresi
Hastanın gözünden

Hastanın gözünden... 25.03.2005

Hastanın gözünden

 

"Allahım şu ağrı geçsin başka bir şey istemiyorum. İnsanlar ne güzel işlerinin başına gidiyorlar, bense böyle sabah sabah dişçiye koşturuyorum. İnanmıyorum yaa. Avuçla hap yuttum, lanet olası diş bi dakka uyutmadı. Ağrı bir taraftan, uykusuzluk, mide bulantısı, bir de üstüne dişçi korkusu... Offf iyice daraldım. Bir daha işe giderken hiç söylenmeyeceğim, şefin kaprislerine bile aldırmayacağım, hiçbir şeyden şikayet etmeyeceğim, Allahım yeter ki bitsin bu ızdırap ".

-‘Gelmedik mi daha’.

- ‘Valla, söylediğin yer çok yakında ama bu saatte trafik malum. İşin acil galiba’.

- ‘Hı hıı’.

"Hiç muhabbet açmaya çalışma şöför efendi, havamda değilim. Zaten canım burnumda, bir de sekreter hanımla didiştik sabah sabah telefonda. Efendim durumum acil miymiş, çok ağrım var mıymış, randevuların hepsi doluymuş da eğer ağrı yoksa başka güne vereymiş. Ölüyorum dedim, ölüyorum ağrıdan. Hanımefendi Hipokrat’ın manevi evladı pozlarında, ‘O zaman başka, ağrı varsa hemen gelebilirsiniz’ diyor alay eder gibi. Yahu ağrım olmasa hangi kuvvet beni dişçiye götürebilir, keyfimden sanki. Çok mu kırıcı konuştum kızla, doktora şikayet ederse adam canımı acıtır mı acaba? Yok canım, bunlar yemin ediyorlar acıtmamak için. Hem Mahmut abi, eli çok hafiftir, hiç korkma dedi. Adı neydi bu dişçinin, nerde şu kağıt? Hah, dişhekimi Deniz Sırayakor. Ne biçim soyadı bu, dişleri mi sıraya koyuyor bu adam? Offff, diş deyince gene azdı meret, çenem sökülüyor sanki. Ne yapacak acaba? Dolgu mu yoksa çekecek mi? Sinirini falan alacağım derse valla yaptırmam, böyle ince ince teller sokuyorlarmış dişin içine, beynine çivi çakıyorlarmış gibi oluyormuş. Allahım ne günah işledim ben, kendi ayağımla dişçiye gidiyorum."

-‘Geldik, işte, söylediğin bina şu’.

-‘Hı, ha peki, al, tamam tamam üstü kalsın’.

"Bir de bozuk para aranır gibi yapmaz mı, acelem olduğunu bildiği için sallanıyor. Tövbe tövbe, üç kuruş için. Yaa bir de para mevzuu var tabii. Kaç para ister ki şimdi bu adam? Yanımda ne kadar para var bakmadan çıktım, ağrıdan uykusuzluktan akıl mı kaldı. Kredi kartı geçiyordur inşallah. Kesin lanetlendim ben, şu işe bak. Dişim kudurmuş gibi ağrısın, ilaç içmekten midem ağzıma gelsin, uykusuzluktan gözlerim kan çanağına dönsün, o korkunç koltuğa oturup iğrenç sesler çıkaran aletle işkence göreyim, bir de üstüne avuç dolusu para vermek zorunda kalayım. Yok, kesin birinin ahını aldım, yıllarca babaannemin takma dişleriyle alay etmiştim, belamı buldum işte. Nerde bu dişçinin yeri? Mahmut abi mobilyacının üstü demişti. İşte, ayyy ne kadar kasvetli tabela bu böyle, siyah beyaz, renksiz ruhsuz, dişçi korkusunun üstüne tuz biber. İnsan şöyle mavili pembeli rahatlatıcı bir tabela yaptırır. Kenarına bembeyaz dişleri, biçimli dudaklarıyla gülümseyen bir ağız resmi koyar. Üffffff, bu ağrı yüzünden herşey batıyor, çatacak yer arıyorum valla. Kapıya geldik işte, bas şu lanet zile de ne olacaksa olsun."

-‘Merhaba, Birsen hanım değil mi? Ağrınız vardı. Sizi salona alayım. Hemen alacağız merak etmeyin’.

-‘Hı hıı, tamam’.

"Kolaysa sen bekle küçük hanım. Sen nereden bileceksin diş ağrısını. Beyefendi sabah kahvesini falan içiyordur herhalde. Ben burada ızdırap çekeyim, o keyif yapsın. Biraz daha bekletirlerse çıngar çıkartırım valla. En yakındaki başka bi dişçiye giderim. Başka dişçi mi yok. Sabahın köründe Mahmut abiyi de uykusundan uyandırdım ama ondan daha fazla güvendiğim kimse yok. O saate kadar zor bekledim zaten. Hadi be adam ne yapacaksan yap da kes şu ağrıyı, valla şimdi düşüp bayılacağım."

-‘Buyrun Birsen hanım, sizi şöyle soldaki odaya alayım. Doktor hanım, hastamız Birsen hanım, acil olan’.

"Ne! Kadın dişçi mi. Aman tanrım olamaz. Ama, hay Allah Mamut abi bir şey demedi ki. Yok ben kadın doktora katiyen güvenmem, elletmem dişimi."

-‘Merhaba, geçmiş olsun, buyrun oturun’.

-‘Şeyy, ben, yani, sizin hastanız Mahmut abi var, Mahmut Öneren. O tavsiye etti sizi. Gece uyumadım da ağrıdan. Sabah onu aradım, o da sizi söyledi ama bayan olduğunuzu söylemedi, yani tabii şey için demiyorum ama bilmiyordum da o yüzden şaşırdım’.

-‘Anlıyorum, Deniz üniseks bir isim tabii. Zaman zaman yaşıyorum bu durumu, önemli değil. Yoksa siz de bayan dişhekimlerine güvenmeyenlerden misiniz? Üstelik de bir bayan olduğunuz halde’.

-‘Yok ben öyle demek istemedim. Yani..’.

‘Dürüli, dürüli, dürüli’

-‘Pardon, cebim çalıyor da. Aloo, hah Mahmut abi geldim, evet dişçideyim. Ha evet haklısın "dişhekimi" tabii, pardon. Yok, Deniz hanım sağ olsun bakacak şimdi, hı hı ben seni ararım sonra’.

"Allahım, ne yapıyorum ben, ayıp olmasın diye oturdum bile koltuğa. Ben canımla uğraşıyorum, bir de yok dişçiydi, dişhekimiydi".

-‘Açalım şimdi, evet şöyle vurunca ağrı var mı?’.

- ‘Ah, evet’.

" Gel ben sana vurayım öyle. Hanımefendi bütün gece uyumuş, almış uykusunu. Bi de tık tık vurup dişime soruyor, bidi bidi. Ağrımasa ne işim var burda. Dişçi olmuş ya kendini bir şey sanıyor. Saçının dip boyası gelmiş, sen git de onu yaptır önce."

- ‘Evet, bütün belirtiler gösteriyor ki dişi kurtarmak için kanal tedavisi yapmamız gerekiyor’.

- ‘Sinirini mi alacaksınız? Yok yok, hayır. Dişime öyle iğneler falan sokmayın, çekin gitsin’.

-‘Olur mu hiç! Siz daha çok gençsiniz, bu dişi kurtarmalıyız, bir anestezi yaparız, hiç bir şey duymazsınız’.

-‘Birsen hanım isterseniz ben de elinizi tutarım. Doktor hanımın eli çok hafiftir, inanın’.

-‘Ay tamam, peki, artık kurtarın bu ağrıdan beni’.

"Ya sabahtan beri kız için demediğimi bırakmadım, şimdi elimi tutuyor. Allahım bu ağrı ne kadar huysuz yapıyor insanı. Anaaa, iğneye bak, kocaman."

-‘Bi dakka, bi dakka, onun hepsini sokacak mısınız etime?’.

-‘Sakin olun, şimdi bir fısfıs sıkalım, heh şimdi iğnenin batacağı yer uyuşacak’.

"Off, tadı iğrenç. Bundan sonra günde yüz kere fırçalıyacağım dişlerimi. Ay ay ay, batırdı. Ne bekliyor bu kadın, hadi bitirsene bir an önce. Ay, ölüyorum sandım, kızın elini de ne biçim sıkmışım. Kesin acımıştır, ay çok ayıp oldu valla. İğne de o kadar duyulmuyormuş, ben korkudan kastım kendimi, kim bilir ne düşünüyorlardır hakkımda, amma kaprisli falan diyorlardır. Ama naapiim, sinirlerim iflas etti. Hem alışıktır onlar canım. Aaaa dudağım uyuşuyor, ağrı yavaş yavaş geçiyor. Ohhh, dünya varmış. Ayyyy şöyle bıraksalar da mışıl mışıl uyusam."

-‘Dudağınızın ortasına uyuşukluk geldi mi?’

-‘Eeee, şey, yok daha tam gelmedi, yani ağrı azaldı da, daha tam uyuşma olmadı’.

"Neme lazım, biraz daha bekleyelim. Belki daha çok uyuşması lazımdır. Ya, hiç bir şey yapılmasa da böyle gitsem ne olur? Offf ne diyorum ben yaa. Uyuşukluk geçince n’olucak? Mahmut abi iyidir dediyse iyidir herhalde. O kadar sene okuyup diploma alıyorlar. Hakkaten, nerde bu kadının diploması? Hah işte tam karşıda. 1986 mezunu. Yani aşağı yukarı 19 yıllık dişçi. Pardon dişhekimi. Ne yaptığını biliyordur."

-‘Eee şey, herhalde tamam, uyuşukluk buraya kadar geldi’.

Zıııııııııt, zııııııııt, kırt kırt kırt, vb.

-‘Tamaaaaam. Artık dişiniz ağrımayacak’.

-‘Bitti mi şimdi? Ne zaman yemek yiyebilirim?’.

-‘Uyuşukluk geçene kadar bekleseniz iyi olur. Dudağınızı ısırabilirsiniz’.

-‘Tamam, tamam, akşama kadar bir şey yemem. Çok teşekkür ederim. Sizin elinizi acıttım galiba, kusura bakmayın. Doktor hanım, sizin de randevularınızı aksattım herhalde, yani özür dilerim’.

-‘Rica ederim. Acil durumda müdahale bizim görevimiz’.

-‘Yeniden doğmuş gibiyim valla, sayenizde. Sizi çok seviyorum. Sabah telefonda biraz sinirli konuştuysam özür dilerim, ağrıdan ne dediğimi bilmiyorum’.

-‘Hiç sorun değil, normal böyle şeyler’.

-‘Borcum ne kadar?’

-‘Ben şimdi size bir randevu vereyim, kanal tedaviniz devam edecek. Sonunda ödeme yaparsınız’.

-‘Aaaaaa, bitmedi mi, yine iğne mi olacağım?’

-‘Yok, dişin sinirlerini aldığım için artık iğne gerekmeyecek. Hiç bir şey duymanıza imkan yok’.

"Ağrımayacaksa bi daha niye geleyim ki?"

-‘Olsun ben gene de bu yapılan işin parasını ödeyeyim, hani n’olur n’oolmaz, bakarsınız gelemem, edemem’.

-‘Gelmek zorundasınız, daha tedaviniz tamamlanmadı. Bu gün sadece ağrıızı gidermek için gerekeni yaptık. Böyle kalırsa çok daha büyük sorunlar yaşarsınız’.

-‘Peki o zaman, bir akşam iş çıkışına randevu alayım’.

- ‘Bu hafta akşamlar ful dolu, sadece Cumartesi saat üç boş’.

"İyi be, tatil günümün tam ortasında dişçiye geleyim de günüm mü bölünsün. Bi diş için koskoca Cumartesiyi heba mı edeyim yani. Ayyy ne diyorum ben yahu, daha bir saat önce ağrım geçsin hiç birşeyden şikayet etmeyeceğim diye yeminler ediyordum".

-‘Eee tamam o zaman, Cumartesi görüşürüz, tekrar teşekkürler’.

"Şükürler olsun, Allaaaaaaah yağmur da başlamış, işe de geç kaldım".

-‘Taksiii’

-‘Ne tarafa abla?’.

-‘Karşıya, çok geç kaldım’.

-‘Kusura bakma abla, bu havada köprü trafiğine giremem’.

"Aaaaa, basıp gitti valla. Ay, insanı yağmur altında, zor durumda bırakıp gitmeye vicdanları nasıl elveriyor? Bak gördün mü, haksızlık etmişim sekreter kıza. Acil durumlarda müdahale etmek görevimiz dedi, helal olsun dişçi hanıma. Pardon dişhekimi".

 

 

 


İstanbul Dişhekimleri Odası © 1999-2008

Cumhuriyet Cad. Safir Apt. No:203 D:3 Harbiye / 34367 /İstanbul
Tel: 0 212 225 03 65-296 21 05/06
Faks:0 212 296 21 04